Son dakika... AK Parti Sözcüsü Çelik: Türkiye'nin gündeminde erken seçim yok

İşte AK Parti Sözcüsü Çelik'in açıklamalarından öne çıkan satır başları:Geçtiğimiz günler, biliyorsunuz, tarihimiz açısından son derece önemliydi. 12 Eylül darbesinin yıl dönümüydü. Hâlen darbelerin siyasi hayatımızda, toplumsal hayatımızda açtığı yaraların tamamen kapandığını söyleyemeyiz maalesef. Darbeler, milleti korumak için verilmiş silahın millete doğrultulması gibi, ahlaki açıdan da siyasi açıdan da tamamen gayrimeşru organizasyonlardır. Ve yıllar içerisinde görülmüştür ki aslında birçok bahanesi olsa da tamamen dış kaynaklı olarak Türkiye'nin demokrasisini sakatlamak, Cumhuriyetin zeminlerini zayıflatmak, toplumsal birtakım travmaları daha da büyütmek için kullanılan manivela olarak tarihimize yerleşmiştir.

15 Eyl 2026 - 17:01 YAYINLANMA
Son dakika... AK Parti Sözcüsü Çelik: Türkiye'nin gündeminde erken seçim yok

"12 EYLÜL'ÜN TÜRKİYE'DE BIRAKTIĞI EN BÜYÜK HASARLARDAN BİR TANESİ ANAYASADIR"

Tabii 12 Eylül'ün Türkiye'de bıraktığı en büyük hasarlardan bir tanesi anayasadır. Hâlen siyasetin önünde yeni bir anayasa yapma ödevi vardır. Bu, gelecek nesillere karşı borcumuzdur. Mesele sadece anayasanın maddelerinin yenilenmesi, anayasanın tekrar ele alınması meselesi değildir. Öznesinin doğrudan millet olduğu bir anayasanın yapılmasıdır. Vesayetin, darbeciliğin gölgesinde gerçekleşmiş bir anayasal atmosferin tümüyle ortadan kaldırılması meselesidir. Bu, demokrasimizin önünde, siyasetin önünde büyük bir ödev olarak, tarihi sorumluluk olarak durmaktadır. Bu açıdan AK Parti, gelecek nesillere olan bu borcun ödenmesi için, siyasetin bu mükellefiyetini doğru bir şekilde yerine getirmesi için her zaman hazırdır. Bunun zeminini oluşturup hep beraber gayet güçlü bir şekilde Türkiye'yi yeni bir anayasaya kavuşturacak imkânları sürekli olarak takip etmek, siyasetin bu şekilde bir zeminde bir araya gelmesinin, bunu tüm meselelerin önüne koyarak, tüm meselelerden bağımsız olarak ele alıp gelecek 10 yıllara damgasını vuracak şekilde sonuca ulaştırmasının önemini bir kere daha ifade ediyoruz.

BAKÜ'NÜN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞUNUN YIL DÖNÜMÜ

Bakü'nün düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünü anıyoruz. Bir kere daha buradan kahraman şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz. Gazilerimizi şükranla anıyoruz. Ve can Azerbaycan'a buradan bir kere daha selamlarımızı, saygılarımızı, kardeşlik duygumuzu ve koşullar ne olursa olsun ebediyen dayanışma duygumuzu ifade ediyoruz.

Bu hafta sonu tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın yoğun programları vardı. Bu yoğun programlar çerçevesinde şehir hastanesi açılışından başka açılışlara kadar Rize ve Samsun'da, daha sonra Eğitim Öğretim Yılı'nın açılışıyla ilgili çok güzel programlar oldu. Tabii Cumhurbaşkanımızın gençlikle bir araya gelmesi her zaman son derece hafızalarda güzel yer tutan birtakım anekdotları ortaya çıkarıyor. Orada Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye'nin hikâyesini özetlerken Bandırma Vapuru'ndan TCG Anadolu'ya ifadesi aslında son derece güçlü bir özet. Bu, zihnimizde tutmamız gereken Türkiye Yüzyılı hedefleri açısından bir metafor olarak, bir gerçeklik olarak bize yol gösterecek bir pusulanın özeti olarak hatırlamamız gereken bir yaklaşım. Orada da görüldüğü gibi son derece güçlü bir şekilde Cumhurbaşkanımızın gençlerimizle olan diyaloğu, gençlerimizin partimize olan teveccühü, her kesimden kardeşimizin bu ilgisi ve alakası son derece güçlü bir şekilde devam ediyor. Siyasi gündemle ilgili iç siyasette ve dış siyasette pek çok gündemimiz var.

HÜRMÜZ BOĞAZI'NDA YAŞANAN GELİŞMELER

Tabii Hürmüz Boğazı ile ilgili gelişmeler hâlen dünyanın önünde büyük bir problem olarak duruyor. İslamabad Mutabakatı'ndan sonra maalesef arzu edilen kalıcı ateşkes ve barış çerçevesine bir türlü geçilemedi. Şimdi ise daha büyük bir problem olarak Babülmendep ile ilgili birtakım sıkıntıların yaşandığını görüyoruz. O sebeple özellikle Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğüne dönük olarak Irak topraklarından yapılan birtakım saldırıları doğru bulmadığımızı, bunu reddettiğimizi ve kınadığımızı ifade ediyoruz. Burada Suudi Arabistan makamlarının bölgedeki gerilimi tırmandırmamak üzere sağduyulu bir şekilde davranması son derece kıymetlidir. Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğü ve egemenliği konusundaki kardeş Suudi Arabistan ile olan dayanışmamızı da bu vesileyle ifade ediyoruz. Yine bu, Irak topraklarından Suudi Arabistan'a dönük İHA saldırıları karşısında kardeş Irak hükümetinin söz konusu saldırıları kınayarak olayın aydınlatılması ve sorumluların ortaya çıkarılması için ortaya koyduğu inisiyatifi de son derece kıymetli bulduğumuzu ifade etmek isteriz. Hürmüz Boğazı ile ilgili bu istikrarsızlıklar, Babülmendep'le ilgili bütün bu olaylar varken daha fazla istikrarsızlığa yol açacak birtakım kaos ve kargaşalardan hassasiyetle uzak durulması gerekir. Suudi Arabistan'a yapılan bütün bu saldırıları en güçlü şekilde kınıyoruz. Suudi Arabistan'la olan dayanışmamızı ifade ediyoruz. Aynı şekilde Irak hükümetinin de buradaki sağduyulu tutumunu, bunların kendi topraklarından yapılan bu saldırılar karşısında bu saldırganların ortaya çıkması ve hesap vermesi için ortaya koyduğu inisiyatifi de son derece kıymetli bulduğumuzu ifade ediyorum.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ

Yine işte terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge bağlamında biliyorsunuz pek çok oluşumun silah bırakması, devlet dışı güçlerin devlet otoritesine tabi olması konusundaki gelişmeleri çok yakından takip etmeye devam ediyoruz. Bu çerçevede Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi'nin yaptığı açıklama çok önemli. Irak Başbakanı'nın yaptığı açıklamada da ifade edildiği gibi devlet unsurları dışında kimsede silah olmaması, bütün bu silahlı grupların tek merkezden devlet otoritesinin altında toplanması ve orada yaşayan insanların hakkının, hukukunun, güvenliğinin korunacağı önlemlerin hükümet tarafından atılması son derece önemli. Tabii pek çok yerdeki problemin başında terör unsurlarının yanı sıra birtakım merkezkaç unsurların, devlet dışı unsurların silahlı gruplar olarak durması var. Bölgede bunun başka güçler tarafından, Siyonist ve emperyalist emelleri olan güçler tarafından kullanıldığını sık sık görüyoruz. Bunların önüne geçilmesi açısından da komşu ülkelerde zayıf ülke hiçbir şekilde arzu etmiyoruz. Toprak bütünlüğü korunmuş, devlet egemenliği tesis edilmiş, tek ordu prensibine göre çalışan, siyasi kurumları güçlü komşuları istiyoruz. Başka bazı ülkeler, emperyalist ve Siyonist birtakım hesapları olan karanlık odaklar, hem bizim yakın bölgemizdeki devletlerin zayıflamasını, devlet kurumlarının çökmesini, orduların dağılmasını, toprak bütünlüklerinin zedelenmesini, devlet egemenliklerinin zaafa uğramasını arzu ediyorlar.Bazı ülkeler kendi güvenliklerinin garantisi olarak komşu ülkelerin zayıf olmasını, güçsüz olmasını ve kaos içerisinde olmasını arzu ederler. Biz ise bunun tam tersini düşünüyoruz. Devletlerin egemenliğinin korunması, kurumlarının güçlü olması, tek ordu prensibine göre güvenlik güçlerinin yapılanması ve aynı şekilde de toprak bütünlüklerinin korunması herkes için iyidir. Dünyanın giderek daha çok türbülanstan geçtiği bir dönemde bu prensiplere, devlet egemenliğinin korunması ilkesine, toprak bütünlüğünün korunması ilkesine saygı duymak, barışı korumanın alfabesi olarak ele alınmalıdır. Bunlar ortadan kalktıktan sonra herhangi bir şekilde barışın korunmasının imkânı ve zemini kalmayacaktır. Bu gelişmeleri bu ilkeler çerçevesinde takip etmeye devam edeceğiz.

EGE VE DOĞU AKDENİZ'DE PROVOKATİF YAKLAŞIMLAR

Bu kadar türbülansın içerisinde hiç arzu edilmemesi gereken şey Ege ve Doğu Akdeniz'de birtakım provokatif yaklaşımların ortaya çıkmasıdır. Bu çerçevede son zamanlarda ortaya çıkan görüntülerle ilgili olarak herkesi sağduyulu olmaya davet ediyoruz. Bizim diplomasiye vurgu yapmamız, sorunların masada çözülmesine vurgu yapmamız herhangi bir şekilde bir zaaf olarak algılanmamalıdır. Tam tersine masada ve sahadaki gücümüzün farkında olarak dünyanın içinden geçtiği bu sıkıntılı dönemde bir de buna Ege ve Doğu Akdeniz'de yeni sıkıntılar eklenmesin diye, hiç kimse için gereksiz maliyetler ortaya çıkmasın diye bu hassasiyetimizi vurguluyoruz. Türkiye'ye güç gösterisi yoluyla ya da birtakım provokatif yaklaşımlarla verilecek hiçbir mesaj yoktur. Bize bu yolla kim bir mesaj tebliğ etmeye kalkarsa bu mesajı hiçbir şekilde tebellüğ etmeyeceğimizi, hiçbir şekilde kabul etmeyeceğimizi net bir şekilde ifade ediyoruz. Herkesin önünde tüm bu konuları çözebilecek diplomatik kapasite vardır. Türkiye'nin diplomasiye verdiği önem, müzakereye verdiği önem, uluslararası sorunların çözümünde kurallı dünya düzenine yaptığı vurgu, kurallı uluslararası sisteme yaptığı vurgu, kurallara dayalı işleyişe yaptığı vurgu herkes için bir şanstır. Bu bir zaaf değildir. Tam tersine hem masada hem sahadaki gücümüzü bilerek bütün meselelerin provokatif yaklaşımlardan uzak, Doğu Akdeniz ve Ege'de yeni birtakım sıkıntılar ortaya çıkmayacak şekilde ele alınması gerektiğini ifade ediyoruz. Hiç kimse Ege ve Doğu Akdeniz'i ve genel olarak çeşitli bölgelerdeki sorunları iç siyasetin bir parçası hâline getirme gibi bir tutum içerisine girmemelidir. O zaman bir kısır döngü içerisine giriliyor. Bu kısır döngü maalesef kurala dayalı düzen dediğimiz uluslararası düzeni daha çok toksik birtakım yapılarla karşı karşıya bırakıyor.

"TÜRKİYE, KIBRIS TÜRK HALKININ, KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ'NİN VE KIBRIS TÜRK DAVASININ MEŞRU HAK VE ÇIKARLARINI KORUMAK İÇİN HER ZAMAN MÜCADELESİNİ VERECEK"

Bir diğer konu şu. ABD'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne yönelik silah ambargosunu kaldırma kararının bir yıl süreyle yenilendiği haberi geldi. Bunu o zaman da söylemiştik, bu karar ilk alındığı zaman. Bu silah ambargosu kararı esasında adada hiç kimsenin krizi tırmandırmaması için, adadaki dengelerin bozulmaması için, buradaki müzakerelerin başka zeminlere kaymaması için aslında koruyucu bir önlem ifade ediyordu. Fakat ABD'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne dönük bu silah ambargosunu kaldırması, şimdi bunu yeniden bir yıl süreyle uzattığını açıklaması doğru bir karar olmamıştır. Adadaki iki taraf arasındaki güvenin daha da aşınmasına yol açacak sonuçlar doğuracak yaklaşımlardır bunlar. Ama her halükârda şunu ifade ediyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemenliği ve Kıbrıs Türk davasının ilkeleri konusundaki kararlı duruşumuz bundan sonrasında daha da pekişerek yoluna devam edecektir. Ana vatan ve garantör ülke olarak Türkiye, Kıbrıs Türk halkının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ve Kıbrıs Türk davasının meşru hak ve çıkarlarını korumak için her zaman mücadelesini verecek. Bunun içerisine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğinin sağlanması da tabii ki dahildir.

YAPAY ZEKA TARTIŞMALARI

Bu son aylarda çok yoğun bir şekilde yapılan bir tartışma var. Bu tartışma bu hafta daha da yoğunlaştı. O da yapay zekâ konusundaki yapay zekâ kurumlarının liderlerinin yaptığı açıklamalar. Buralarda çalışan mühendislerin yaptığı açıklamalar. Burada kötü amaçlı faaliyetler denilebilecek yapay zekâ unsurlarının kendi arasında örgütlenerek, hatta onları yönetenlerden bağımsız olarak birtakım yapay zekâ ajanları üreterek çeşitli faaliyetler içerisine girdiği, biyolojik silah üretmekten pek çok çıktığına kadar insanlığı tehdit eden bir yere doğru hızla gittiğine dair çok sayıda uyarı var. Burada dikkat edilmesi gereken şey şu. Dünyanın en büyük krizleri, en büyük savaşları belli ülkeleri, belli bölgeleri, belli blokları tehdit etmiştir. Fakat şimdi yapay zekâ ile ilgili olarak yapılan bu uyarılar, bütün bir insanlığı tehdit eden gelişmelerle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. O sebeple de gerek siyasilerden, Batı'daki siyasilerden, gerekse bu konuda çalışanlardan yapay zekâ çalışmalarının yavaşlatılması, kurallarının ve prensiplerinin doğru bir şekilde belirlenmesi konusunda çok güçlü çağrılar gelmeye devam ediyor. Nitekim Gazze'de yapay zekânın kitlesel katliamda kullanıldığına dair pek çok haber çıkmıştı. Şimdi ise daha başka bir durumla karşı karşıyayız. Yapay zekânın kendisini üreten insanlardan bağımsız olarak hareket ettiği, silah üretmeye çalıştığı, istihbari faaliyetler içerisine girdiği ve insanın kontrolünden çıkmaya dönük birtakım zeminler oluşturmaya çalıştığına dair çok yoğun açıklamalar son bir hafta içerisinde, 10 gün içerisinde, bir ay içerisinde çok yoğun bir şekilde geliyor. Devletler yapay zekâ konusunda birbiriyle yarışırken aslında o yarışın dışında yapay zekâ ajanlarının, yapay zekâ unsurlarının insanlığı tehdit edecek bir hâle geldiği de birdenbire fark edilmiş gibi davranılıyor.

"TÜRKİYE BU YAPAY ZEKÂ YARIŞININ DIŞINDA KALMAYACAKTIR"

Bu çerçevede bakıldığında tabii ki Türkiye bu yapay zekâ yarışının dışında kalmayacaktır. Ama aynı zamanda da bunların ilkelerinin belirlenmesi, insanlık için tehdit olacak şekilde yönetilmemesi, bu yarışın sonunda insanın özgürlüğünün ve bağımsızlığının ortadan kalktığı bir atmosferin oluşmaması için de bu ilkelerin oluşacağı zeminlerde Türkiye güçlü inisiyatifler ortaya koymaya çalışacaktır, bunun için uğraşacaktır. Ama bu konu önümüzdeki dönemde sadece teknoloji dediğimiz dar bir alanda değil, istihbarattan güvenliğe, ülkelerin egemenliğinden toplumsal birtakım dönüşümlere kadar her alanı etkileyebilecek sonuçlar doğuracaktır. Belki de insanlık tarihinde belli devletlerin, belli bölgelerin dışında topyekûn insan denen varlığın karşı karşıya olduğu, yönetilmesi gereken en büyük sorun. Eğer yönetilmezse en büyük tehdit olarak önümüze gelecektir. Bu konuyu çok yakından takip ediyoruz arkadaşlar.

Biliyorsunuz, bu yapay zekânın Gazze'deki sivillerin öldürülmesinde kullanılmasıyla ilgili olarak yapılan bir film, Venedik Film Festivali'nde gösterildi. Oradaki İsrail'deki bazı askerlerin, istihbaratçıların şahitliğine dayanıyor. Bu, Naza adlı film yine İsrail vatandaşı olan kişiler tarafından yapıldı. Ve Venedik Film Festivali'nde çok büyük bir ilgi gördü. Burada net belgelerle, net birtakım görüntülerle aslında nasıl insanlık suçu işlendiğini, devlet kurumlarının doğrudan talimatlarıyla nasıl bir soykırım faaliyeti içerisinde olunduğu, soykırım suçları işlendiği net bir şekilde görülüyor. Bütün bu tabloya baktığımızda belki de bu soykırımın, bu bahsettiğimiz tehditle birleştiği en önemli noktalardan bir tanesinin bu olduğunu ifade etmek gerekir. Netanyahu'nun ve şebekesinin orada gerçekleştirdiği faaliyetlerin hiç tartışmasız tüm unsurlarıyla bir soykırım olduğu bu film vasıtasıyla da bir kere daha ortaya çıkmıştır. Şimdi bunlar tabii İsrail vatandaşı olduğu için İsrail otoriteleri aslında bunun gerçekliğini tartışmıyorlar. Sadece bu filmi yapanları, filmin yapımcılarını vatandaşlıktan atıp atmamaktan bahsediyorlar. Bu da tabii esasında soykırım şebekesinin esas derdinin soykırımın ahlaki sonuçlarla yüzleşmek değil, tam tersine daha vahşi işlere imza atarken bunu örtbas etmek olduğunu göstermektedir.

SORU-CEVAP

AK Parti Burdur Milletvekili Adem Korkmaz, Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan'ın kendisine yönelik tehdit niteliğinde ifadeler kullandığını öne sürerek Ankara Valiliği'ne yakın koruma talebinde bulunduğunu açıklamıştı. Sayın Vekil'in açıklamaları kamuoyunda çok tartışıldı. Özellikle bazı partililer, Sayın Vekil'in partiye zarar verdiğini söyleyerek bu yöndeki eleştirilerini dile getirdiler. Siz tüm bu yaşananları ve süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Arkadaşlar, bu olayı duyduğumuz andan itibaren genel merkezimiz bu olayın bütün boyutlarıyla ilgilendi. İçişleri Bakanımızla birlikte istişare hâlinde genel merkezimizde bu olayın ne olduğunu ve nasıl değerlendirilmesi gerektiğini tüm boyutlarıyla ele aldı. Günün sonunda bunun bir iletişim kazası olduğunu değerlendiriyoruz. Sayın Milletvekili açıklama yaptı, dilekçesini de geri çekti. O sebeple bir iletişim kazası olarak ortaya çıkan bu tablonun bizim açımızdan geride bırakılmış bir tartışma olduğunu ifade etmek isterim. Tabii tüm bunlar her zaman için biz şunu söyleriz. Çeşitli makamlar arasında yanlış anlaşılmalar olabilir ve bazı sıkıntılar da olabilir. Bu doğrultuda bütün arkadaşlarımızın bunları doğrudan genel merkezimize taşıyarak, grup başkanlığımıza taşıyarak sorunları çözmesi gerekir. Burada kim haklı, kim haksız meselesi değil mesele. Bir iletişim kazası olduğunu değerlendiriyoruz. Bir iletişim kopukluğu olduğunu değerlendiriyoruz. Bu açıdan yapılan açıklamalarla bu sona ermiştir, geride bırakılmıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rize'de vatandaşlara seslenirken yaptığı, "Önümüzde yaklaşan seçimleri başarıyla atlatacağımıza inancımı yeniliyorum" açıklaması erken seçim sinyali mi? Seçimler zamanında mı yapılacak?

Arkadaşlar, aslında Sayın Cumhurbaşkanımızın siyaset yapma tarzını bilenler açısından, Sayın Cumhurbaşkanımızın "önümüzdeki seçimlere hazırlanıyoruz" gibi bir değerlendirmesi olduğunda bunun herhangi bir şekilde erken seçimle ilgisi olmadığı açıktır. Biz, Sayın Cumhurbaşkanımızın siyaset hayatında her zaman teşkilatlarımızı çok merkeze aldığını ve en üst noktaya koyduğunu biliyoruz. O sebeple ben çok iyi hatırlıyorum, bazen seçimden yeni çıktığımızda bile bir seçimi kazanıp da seçimden yeni çıkıp bir ay sonra bir teşkilatımıza gittiğimizde Sayın Cumhurbaşkanımız "Önümüzdeki seçimlere hazırlanıyor musunuz?" der onlara. Çünkü kendisinin yetişme biçimi, kendisinin siyaset yapma tarzı teşkilatçılık üzerine ve bunun sürekli olarak her gün taş üstüne taş koyarak geliştirilmesi üzerine dair bir şeydir. Dolayısıyla orada da hem vatandaşlarımızı gördüğünde, hem onların desteklerini duyduğunda, hem de teşkilatlarımızı gördüğünde aslında sık sık söylediği, üzerinde önemle durduğu bir cümledir. "Önümüzdeki seçimlere hazırlanıyoruz ve büyük başarıya imza atacağız." Bu bir erken seçim sinyali değildir. Türkiye'nin gündeminde şu anda bir seçim yoktur arkadaşlar.

Kiralık konutlarla ilgili, bilindiği üzere İstanbul'da başvurular başladı. 15 bin kiralık konut için. 1 Ekim'de de kuralar çekilecek. Bu kapsamda İstanbul dışında farklı illerde de bu çalışma yaygınlaştırılacak mı? Yurt sathına yayılacak mı? Özellikle büyük şehirler noktasında bir değerlendirme oluyor mu?

Geçtiğimiz hafta MKYK'de benzer konuların görüşüldüğü yönünde bizim de duyumlarımız var. MKYK'de bunlar görüşüldü mü? Teşekkürler. Tabii arkadaşlar, bu konular orta ve uzun vadeli konular. Bunlarla ilgili çalışmalar sürekli yapılıyor ama bugünden yarına şu illerde şu kadar, bu alanda konut üretilecek diyecek durumda değiliz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız gücünün önemli bir kısmını bu konulara ayırıyor. Ama şu aşamada hemen kısa vadede şöyle bir tablo ortaya çıkacak diyecek durumda değiliz. Orta Vadeli Program'da da var konut meselesiyle ilgili yaklaşımlar. Dolayısıyla bu bizim standart, olağan, rutin gündemimizin bir parçası. Ama hemen şu şehirde şu şekilde bir yaklaşım ortaya koyabilecek diyeceğimiz bir veri şu anda yok. Ama sürekli olarak bu konuda çalışmaya, bu konularda vatandaşlarımızı rahatlatmak için gayret etmeye devam edeceğiz.

Kaynak :
milliyet.com.tr

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: